’te turistlerin pek bilmediği ve gitmediği, ama öğrencilerin uğrak noktası olan yurtlardan bahsedeceğim. Giden herkes istisnasız “yav ’teki şu minimalist …” diye başlayan cümleler kurar. Bu kadar orijinal ne olabilir, alt tarafı yurt diyorsanız, buyrun 🙂

Arkadaşım yurtlara gideceğiz dediğinde ben de şaşırdım bu bölgenin görülmeye değer olmasına. Bildiğimiz, 1972 Olimpiyatlarında sporcuların öldürüldüğü yurtlar mı, diye sordum; onun hemen yanı başında dedi. Ölümlerden sonra mekânlar nasıl hayat dolu hale getirilir, acı hatıra mirası nasıl güzel şeylere evrilir bilemedim. Gezdikten sonraysa oradan ayrılmak istemedim. Dünyadan ayrı ütopik bir site, ütopik bir yaşam tarzı ve sanat…

​Olimpiyat Stadı’nın metro istasyonunda iniyorsunuz. Dev bloklarla kendini belli eden eski yurt binalarını geçince 1.5 katlı bitişik kulübelerden oluşan öğrenci köyünü görüyorsunuz. Her yurt kutucuğu- böyle tarif etmeyi tercih ediyorum- bir kişinin kalması için tasarlanmış. Alt katta tuvaletiniz ve mutfağınız var. Üst katta da yatağınız ve şirin bir balkonunuz var. Minimalizmin hayatımızda her yerde kendini hissettirdiği ve hatta kendinden bıktırdığı bir dönemde akımın en çekilebilir hali belki de karşınızda duruyor.

​Bu yapıların beni ve diğer öğrencileri daha çok heyecanlandıran kısmıysa odanızın dışına istediğiniz şeyi çizip çizdiklerinizi de istediğiniz gibi boyayabilmeniz. Ayrıca dışarı bakan bir vitrininiz var ve istediğiniz şeyi sergileyebiliyorsunuz. İsterseniz ülkenizin geleneksel motiflerini çizip geleneksel yemeğinin maketini sergileyin, isterseniz sevdiğiniz bir edebiyatçı ya da filozofun sözünü yazın; isterseniz bir çizgi film kahramanının ya da sevdiğiniz filmin resmini yapın. Hayal gücünüz sizi nereye kadar götürürse.

​Biz neler mi gördük bu yurtlarda? Grinin üstüne pembe Japon Kiraz çiçeğini gördük, birçok ülkenin bayrağını, İstanbullu bir öğrencinin çizdiği Boğaz köprüsünü, karikatür karakteri Fırat’ı ve ince belli bardakta çayı; birası ve harıtasını, Süper Mario ve Pokemonları, Bansky’nin meşhur graffitilerinin değişik versiyonlarını, Bob Marley’i ve Candy Crush’ı gördük.

​Kimisi çok sade, kimisiyse çok ayrıntılı tasarlanmış vitrinlerde viski şişesi, çorap, oyuncak ayı, Darth Vader figürü ve şiş kebap gördük.
​Yemek yiyen Uzakdoğulular ve çok gürültü yapan Akdenizlileri; Çatıya çıkıp barbekü keyfi yapan Almanları ve geleneksel kıyafetleriyle Afrikalıları gördük.

​Size tavsiyemiz; siz de görün. Çünkü bu yurtlardaki yaşamda önyargı barınamaz. Tıpkı gezen bir insanda önyargının barınamayacağı gibi.

Yazar

1994'te İzmir'de doğdum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisiyim. 10 yaşından beri gezmeyi hiç bırakmadım.

Yorum Yaz