Ağustos ayında, Kasım’daki büyük gezimiz için(Tur şirketleri uzun süreli turlarını “Büyük Turu” şeklinde pazarladığı için aramızda dalga konusu olmuştu) uçak biletlerini ve kalacağımız yerleri ayarlamıştık. ’ya birlikte gideceğim yakın arkadaşımın babası, dayısı ve kuzeninin de o tarihlerde ’de olmasıyla ekibimiz bir anda 5 kişiye çıktı. Kalabalık yapılan gezilerin tadı başka ama bu kadar eğlenceli bir ekip olacağımızı geziden önce tahmin edemezdim 🙂

2 saatlik bir uçuştan sonra Lviv’e indiğimizde ülkeye ilk kez gelenlere karşı kötü muameleleri meşhur olan Ukrayna polisinin tavrını merak etmeye başladık. Yeşil pasaportlular ve daha önce Ukrayna’ya gelenler sorunsuz bir şekilde giriş yaptılar. Biz ise umumi pasaportlular ve ülkeye ilk kez gelenler olarak kenara ayrıldık. 1 saate yakın süre bekletildikten sonra sorulara karşı malum taktikleri uyguladık: Ne kadar paranız var sorusuna, rüşvet istemesinler diye paramız yok kredi kartımız var dedik; otel rezervasyonları ve dönüş biletlerini anında gösterdik vs. Sonunda parmak izlerimizi alarak bizi bıraktılar. 5 kişiyi birden alacak bir taksi de bulamadığımızdan havalimanından çıkıp ineklerin arasından geçerek ana yoldan taksi çevirdik. Ukrayna’daki ulaşımınız çoğunlukla taksiyle olacak. Çoğu takside taksimetre yok bu yüzden binerken pazarlık yapmanız şart. Çünkü Ukraynalılar sağ olsunlar turist gördükleri zaman bir miktar kazıklama potansiyeline sahipler.

Kalacağımız yer, çok ucuz fiyata bulduğumuz, dışarıdan bakınca eski ve yıkık dökük bir binaydı. İçeri girdiğimizde dublex, 4 odalı ve jakuzili bir daire ile karşılaştık. Buradan çıkaracağımız sonuç; ’da kötü koşullarda kalırsınız, ama Ukrayna’da “Backpacker” ruhuna izin yok 🙂

Konakladığımız Ev

Lviv’de İngilizce bilen birisini bulma olasılığınız, Türkçe bilen birisini bulma olasılığınızdan daha az, bu yüzden giderken mutlaka işinize yarayacak Rusça veya Ukraynaca( evet, farklı bir dil :)) kelimeleri not edin veya bu dilleri bilen bir arkadaşınızı yanınızda götürün. Bu ikisini de yapmadıysanız hemen şehrin turistik meydanına, ’na koşun çünkü oradakiler İngilizce konuşabiliyor 🙂 Uzun süren pasaport sorgusu yüzünden çok vaktimiz kalmadığı için biz de öyle yaptık, meydana koştuk.

Rynok Meydanı

Meydana vardığımızda bir Ukrayna şehrinden daha çok ya da şehirlerinden birinin eski şehir bölgesinde geziyormuş gibi hissettim. Özellikle Krakow’a çok benziyor.  Bunda mutlaka Lviv’in eski bir şehri olmasının ve şu anda da sınırına sadece 70 kilometre uzakta olmasının etkisi vardır.

Diğer gidenlerden duyacağınız gibi Lviv, Ukrayna milliyetçilerinin yoğun olduğu bir şehir. Özellikle savaş halinde oldukları için Ruslardan ve çapkınlık için geldikleri şeklinde bir algı oluştuğu için Türklerden pek hoşlanmıyorlar ancak taşkınlık yapmadığınız sürece hiçbir sorun yok, biz seyahatimiz süresince hiçbir problemle karşılaşmadık. Ama sokaklarda üzerinde Putin resimleri olan tuvalet kâğıtlarının hediyelik eşya olarak satıldığını ya da Rusça konuştuğunuz zaman size Ukraynaca cevap veren esnafı görürseniz çok şaşırmayın.

Yeraltı hanı gibi olan ve giriş şifresini söylemeden giremediğiniz bir restorana, bizden önce şifreyi söyleyen turistlerin arasına karışarak girdik. Geleneksel kıyafetler giyen ve halk şarkıları söyleyen garsonlar, duvarda üzerine kırmızı çarpı atılmış Putin resimleri; fotoğraf çekilmek için konan savaş dönemi arabaları, kasklar ve asker üniformaları… Biz de üniformaları deneyip fotoğraf çekilmeyi ihmal etmedik tabi 🙂

Restoran demişken Ukrayna’daki fiyatlar hakkında biraz bilgi verelim ki bu paragraftan itibaren bir Ukrayna seyahatini ciddi ciddi düşünün 🙂 Para birimleri Grivna. 1 Türk Lirası yaklaşık 7 Grivna ediyor, yani paramız değerli.(Şimdilik. Ama Batı bizi çokça kıskandığı için 🙂 ileride ne olur ben de bilmiyorum.) Slavların yerli ve milli içeceği, aynı zamanda benim de çok sevdiğim vodkanın 70liği ve etin kilosu 9 tl’ye denk geliyor. Alkolün ciddi anlamda sudan ucuz olduğu nadir ülkelerden bir tanesi; markette 2tl civarıyken su fiyatı 3tl’yi bulabiliyor. Anlayacağınız yaşam ucuz. Eğer az parayla güzel güzel yiyip içip gezeyim derseniz Ukrayna’yı liste başı yapmanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Şehirde ulaşım genelde tramvay veya taksi ile sağlanıyor ama eğer çok uzak bir yere gitmeyecekseniz her yere yürüyerek de rahatça ulaşabilirsiniz.

Rynok Meydanı yakınlarında çok enteresan mekânlar göreceksiniz. Bir tanesi bahsettiğim han şeklindeki restoran, başka bir tanesi, Mazoch Cafe. Mazoşizmin kurucusu Lvivli bir dayıymış ve bu mekân onun şerefine açılmış. Çok da mazoşist duygular beslemediğimiz için bu mekâna girmedik ama “para verelim, birileri bizi kırbaçlasın, işkence yapsın” gibi bir talebiniz varsa içeri buyrun 🙂 Bir diğer uğranılası mekân ise . Koca bir fabrika hayal etmemekte fayda var çünkü 3-4 katlı şirin bir binaya kurulmuş, küçük de imalathanesi bulunan bir yer.  Karanfilli, tarçınlı, naneli, acı biberli ve daha birçok çeşit çikolatayı burada tadabilirsiniz. Ben tat olarak en çok tarçınlı çikolata ile sıcak çikolatayı ve görünüş olarak çikolatadan yapılmış portreleri beğendim. Bahsedeceğim diğer mekân Prada Bira Tiyatrosu. Evet, bu da Tabi ki  bir tiyatro değil. Ama imalathanesi bulunan dükkânlara başka isimler koymak alışkanlık olmuş artık. Birçok ülkeden ithal edilen biraların yanında kendi ürettikleri biraları da tadabilirsiniz. Özellikle hafta sonu akşamları mekânın büyük orkestrasının konserini de yakalarsanız tamamdır işte 🙂

Lviv Çikolata Fabrikası

Hep mekânlarda takılmadık tabi, havanın soğukluğuna rağmen siz de mutlaka binasını görüp, ’dan şehri izleyin. “Castle” olduğuna bakmayın, aslında ortada kale falan yok. Şehrin en yüksek noktasına ismini vermişler. Dolambaçlı bir yoldan yukarı çıktığınızda zirvede Ukrayna bayrağıyla karşılaşıyorsunuz. Şehrin panoramik fotoğrafını çekmek isteyenler için ideal bir yer. Tepeye çıkmak için kullandığımız taksinin tekerine sıkışmış 200 grvinayı fark edince onu hemen oradan aldım ve temizleyerek hediyelik eşya alışverişimde kullandım, değerli bir iş için kullanıldı yani 🙂

High Castle

Gecenin köründe sarhoş bir şekilde sokağa çıkıp doğru düzgün İngilizce bilmeyen Ukraynalılarla doğru düzgün Rusça bilmeden muhabbet etmeye çalışışımız da güzel bir anıydı. Öğrendiğimiz “minya druk(arkadaşım)” ve minya bırat(kardeşim) kalıpları ve google translate ile ülkedeki herkesle anlaşabileceğimizi düşündük, düşünmeye de devam ediyoruz. Bize, Rusya ile aralarındaki savaşı, Türkiye’den gelenlere karşı neden önyargılı olduklarını, yerlilerin gittikleri mekânları, diğer şehirleri anlattılar. Sonra da birden, ”gidiyoruz biz” deyip ortadan kayboldular 🙂 Olsun.

Bir de yazın gelmekte fayda var ama bu ziyaretimizden büyük keyif aldık. Bunda gezdiğimiz insanlarla kafalarımızın uyuşmasının da etkisi var. Gerçekten çok eğlenceli vakit geçirdik.

Ve HAYIR, GECE HAYATI HAKKINDA BİR ŞEY YAZMAYACAĞIM

Önceden aldığımız ucuz uçak biletiyle, başkente geçiyoruz.

 

 

 

Yazar

1994'te İzmir'de doğdum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisiyim. 10 yaşından beri gezmeyi hiç bırakmadım.

Yorum Yaz